Olağanüstü Servet, Kitlesel Ebeveynliği Etik Yapmaya Yeter mi?

Bu görsel örnekleyici amaçlıdır; sembolik bir temsildir ve gerçek bir tasvir değildir.
Telegram’ın kurucusu Pavel Durov’a atfedilen son açıklamalar, aşırı servet, üreme ve güç arasındaki kesişimde yer alan ve pek sık konuşulmayan bir olguya yeniden dikkat çekti. Bu olgu, bazı ultra zengin erkeklerde görülen tanıdık bir örüntüye işaret ediyor: kitlesel üremeyi bir tür miras inşası olarak görmek. Buradaki amaç; ebeveynlik, ortaklık ya da bakım değil, genetik erişim — yani gen havuzuna hâkim olarak ölümden sonra da varlığını sürdürme fikri. Bu açıdan bakıldığında, odak çocukların iyilik hâlinden uzaklaşıp biyolojik ölümsüzlük arayışına kayıyor. Bu tür modellerde kadınlar üreme aracına, çocuklar ise duygusal ve gelişimsel ihtiyaçları olan bireyler olmaktan ziyade soyun sembollerine indirgenme riskiyle karşı karşıya kalıyor.
The Wall Street Journal’ın X’te paylaştığı habere göre Telegram’ın kurucusu Pavel Durov, bağışladığı spermi kullanmak isteyen 37 yaş altı kadınların tüp bebek masraflarını karşılayacağını ve çocuklarına servetinden pay vereceğini vaat etti.
Hali hazırda bu yöntemle elde ettiği (yani birçok farklı kadından IVF yöntemiyle) 100’den fazla çocuğu var.
2025 itibariyle net serveti ise 17 milyar dolar. Tabii gelecek seneler ne getirip götürecek meçhul. Zilç fakir olamaz ama, yüzlerce çocuğa bir servet bırakacak durumda olamayabilir.
Dolar milyarderi de olsanız, bu koşulları kabul edecek kadın bulmak kolay olmuyor gördüğünüz gibi. Bunu hayal eden ve kadınlardan bekleyen fakir fukara erkekler var bir de.
Adamın karnını doyuracak parası yok, üç kadından üç çocuk yapmış, misal. Var böyle örnekler dolu, görüyorum. 60 yaşına gelmiş daha hala da aranıyor, yeni kadın bulsa ondan da çocuk yapacak, öncekilere maddi manevi babalık edebilmiş gibi. Kendine baktıracak kadın arıyor bunlar asıl. Kadınlar da o çocuklara tek başına bakacağını biliyor, adamları sperm donör gibi kullanıyor. Bir de çocuğun babası belli olmuş oluyor, “baba şu adam” diyebiliyor.
– Para varsa bile bu model etik, duygusal ve sosyal olarak sorunlu
– Para yoksa zaten tamamen gerçeklikten kopuk bir fantezi
—
1. Anneler açısından riskler
a) Güç ve asimetri problemi
Bu tür vaatlerde temel risk, ilişkinin “eşitler arası” olmamasıdır.
– Bir tarafta küresel ölçekte güçlü, zengin ve görünmez bir baba figürü
– Diğer tarafta biyolojik saat, ekonomik baskı veya gelecek kaygısıyla karar veren kadınlar
Bu, açıkça bir güç asimetrisi yaratır.
“Özgür rıza” var mı? Hukuken olabilir. Ama sosyolojik ve psikolojik olarak tartışmalıdır.
—
b) Hukuki belirsizlikler
Bugün verilen vaatler:
– Servetten pay
– IVF masraflarının karşılanması
Ama:
– Hangi ülkede?
– Hangi hukuk sistemiyle?
– Vasiyet mi, fon mu, trust mı?
– Çocuk sayısı arttıkça şartlar değişir mi?
Kadın için büyük risk:
Bugünkü sözlerin, yarın bağlayıcılığının olmaması.
—
c) Tek başına ebeveynlik yükü
Bu senaryoda:
– Baba biyolojik olarak var
– Ama duygusal, günlük ve ebeveynlik olarak yok
Bu da demek oluyor ki:
– Çocuk büyütmenin tüm yükü anneye ait
– Baba figürü “uzak, soyut ve erişilmez”
Bu, özellikle çocuk ileride “neden?” diye sormaya başladığında anne için ciddi bir duygusal yük yaratır.
—
2. Çocuklar açısından riskler
a) Kimlik ve aidiyet problemi
100+ kardeşli bir yapı:
– Aynı genetik baba
– Farklı anneler
– Farklı ülkeler
– Farklı sosyoekonomik koşullar
Bu çocuklar için:
– “Ben kimim?”
– “Babam kim?”
– “Kardeşlerim kimler?”
soruları çok daha karmaşık hale gelir.
Bu durum, literatürde kimlik parçalanması ve bağlanma sorunları ile ilişkilendiriliyor.
—
b) Biyolojik riskler (az konuşulan ama önemli)
Bu kadar yaygın sperm bağışı:
– İstemeden genetik havuz daralması
– Aynı şehirde, aynı ülkede büyüyen yarı kardeşlerin ileride birbirinden habersiz karşılaşması riski
Bu nedenle bazı ülkelerde tek donörden doğabilecek çocuk sayısına sınır vardır.
Burada ise bu sınır fiilen yok.
—
c) Psikolojik karşılaştırma ve hiyerarşi
Bir noktadan sonra kaçınılmaz olarak:
– “Baba hangimizi daha çok önemsedi?”
– “Hangimize ne kadar pay düştü?”
– “Kim daha şanslıydı?”
soruları ortaya çıkar.
Bu da çocuklar arasında gizli bir rekabet ve değersizlik hissi yaratabilir.
—
3. Bu servet yüzlerce çocuğu milyoner yapabilir mi?
Teorik olarak bakalım:
– Net servet: 17 milyar dolar
– Diyelim ki 200 çocuk oldu (bu sayı artabilir)
17 milyar / 200 = 85 milyon dolar (brüt, bugünkü değerle)
Ama gerçek hayatta:
– Vergiler
– Şirket değer kayıpları
– Politik riskler
– Kişisel tercihler
– Gelecekte doğacak yeni çocuklar
derken bu sayı kağıt üzerinde kalır.
Daha gerçekçi senaryo:
– Her çocuğa belirli bir fon
– Belirli bir üst sınır
– Eşit olmayan dağılım ihtimali
Yani:
– Evet, bazıları çok rahat yaşar.
– Hayır, hepsi otomatik olarak “milyoner” olmaz.
—
Sonuç olarak
Bu hikâye:
– Bir “iyilik” anlatısı değil
– Bir “gelecek güvencesi” masalı değil
– Daha çok güç, kontrol ve genetik miras üzerine kurulmuş bir deney
Kadınlar için: hukuki ve duygusal belirsizlik
Çocuklar için: kimlik, aidiyet ve psikolojik yük
Toplum için: yeni ama pek de masum olmayan bir model
—
Cengiz Han Fenomeni
Tarihçiler ve genetikçiler, gücün genetik hâkimiyete nasıl dönüşebileceğinin uç bir örneği olarak sık sık Cengiz Han’a atıfta bulunur. Genetik çalışmalar, ona ve erkek soyuna bağlanan tek bir Y-kromozom hattının Asya’nın geniş bölgelerine yayıldığını ve bugün milyonlarca erkekte hâlâ varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. Bu durum bilinçli bir “babalık” pratiğinden ziyade, erişim, fetih ve mirasla ilgilidir; üremenin gücün bir uzantısına dönüştüğü bir yapı söz konusudur. Modern örnekler bire bir aynı olmasa da, soyun genişletilmesi, hâkimiyet ve sembolik ölümsüzlük mantığı dikkat çekici biçimde benzerdir.
Nil Taşkın