Ben Yemekteki Baharatım, Biraz Acı Ama Tatlı Bir Acı!

Ben Yemekteki Baharatım, Biraz Acı Ama Tatlı Bir Acı!

Geçen gün yaptığımız kurban sohbetindeki lise arkadaşlarımdan biri, sosyal medya sayfamdan gitmiş. Boğaziçi mezunu bir arkadaşım, “inanmak için akıl, mantık gerekmez” diyen hani. Tarikat mensubu Boğaziçili arkadaşlarım da var, onlar da ayrı konu.

Bu arkadaşımın annesi hayatta ve henüz bu yaşlarında babasını yeni kaybettiği için mesela dayanma gücü bulmak da zorlanıyordu hani… Ben babamı 17 yaşında kaybettim bir hatırlatma! ve dayandım… Bir on sene sonra da annemi kaybettim! ve hala dayanıyorum… Hayatta yaşadığımız zorluklar bizi hayata hazırlar ve dirençli kılar ya da kılmaz. Yıkılanlar da çok oluyor elbette, herkes badirelerden güçlü çıkmıyor.

Ben yaşlarda ve daha olgunların bırakın anne baba, daha anneanne, babaanne, dedeleri hayatta. 85-95 yaşındaki yakınları için başı ağrıdı, nezle oldu diye konu yapıyorlar utanmazca bir de üstelik. Ha bir de hiç bir kaybı olmadan ucuz edebiyat parçalayanlar yok mu, tut pencereden fırlat at bunları da. Yapmayın kardeşim, sen küçük mutlu ailenle yaşa, kaybı olanlar adına sen konuşma! Hangi küçük beyninle neyi anladığını sanıyorsun da bir de fikir, yorum falan paylaşımı yapıyorsun ucube?! Kaç roman okudun hayatında, ne yaşadın, hangi hayat birikiminle empati yaptığını sanıyor, hangi anlatım becerine güvenip yazmaya kalkıp haddini aşıyorsun!!

Sinirlenince konu kaydı… Ha işte bu arkadaşım muhtemel ki, kaybettiği babasına bir tutunma ihtiyacı ile, inancının sorgulanmasını istemiyor, buna dayanma gücü de bulamadı o an için. Oluyor bazen kendimizi, zihnimizi yormak istemiyoruz, alıştığımız, güvenli bildik düşünceler ve fikirler etrafında dolaşmak sıcak ve rahatlatıcı geliyor.

O eleştiriyi yapan ilk lise arkadaşım ise bu konuda yeni fikirlere çok alışık olmasa da belki bana daha aşina 1-2 sene birlikte okuduk sanırım, ayrıca belli ki daha tahammüllü, yaşamında huzurlu ve mutlu ki nezaket ölçüleri içinde, üsturupluca yapılan bir sohbeti ayrılma gitme konusu yapmamış. Gideni de eleştirmiyorum, benim de bazen kafamın attığı, tahammül gösteremediğim olmuyor değil açıkçası.

Ama yine de şunu söylemek istiyorum, ben yemeği baharatlı severim her zaman, çukulatanın da işlenmişini sevdiğim gibi, truffles favorimdir… Yiyecekleri de düşünceleri de bize ilk sunulan, yeryüzünde var olduğu ham haliyle pek sevmiyorum… Tavaya at pişir bana lezzetli gelmiyor, mutlaka biraz sos, biraz baharat, yeni pişirme teknikleri vs. bir işlemden geçmesi gerekiyor.

OKU:  Evlilik Vaadiyle Kandırma!

İnsan olarak kendimizin de işlemden geçmiş olanını; fikren, zihnen yani, biraz baharatlanmış çeşitlenmiş olanını seviyorum. Ayrıca her koşulda, sadece kendimizi dinlemek istersek hayatta ilerleyemeyiz. İlerlemek için başka görüşlere de açık olmalı, dinleme sabrını göstermeli, muhakeme yeteneğimizi geliştirmeliyiz diyorum.

Herkese de sevgiler ve huzur diliyorum.

*Bu ayrımı Türkçe de bulamadım, bilen hatırlatsın lütfen.
Belki Acımış/Acı ama emin değilim, acımış da yanlış anlaşılması olası.

Quote: “Find a place inside where there’s joy, and the joy will burn out the pain.” — Joseph Campbell (İçindeki neşeyi bul, o neşe acını yenecektir.)

Nil Taşkın


Ben yemekteki baharatım, biraz acı ama tatlı bir acı!
Not BITTER but HOT*