Hayvan Sevgisi mi, Toplumsal Bir Dışavurum mu?

Hayvan Sevgisi mi, Toplumsal Bir Dışavurum mu?

Image: Nil Taskin Digital Art

Sokak Hayvanları Meselesine Sosyo-Psikolojik Bir Bakış

Sokak hayvanları meselesi yalnızca hayvan haklarıyla ilgili değil; bireysel anlam arayışları, toplumsal ruh hâli ve kamusal aklın zayıflamasıyla doğrudan ilişkili bir sosyo-psikoloji konusudur.

Türkiye’de sokak hayvanları konusu her gündeme geldiğinde tartışma çok hızlı biçimde sertleşiyor. Duygular yükseliyor, taraflar keskinleşiyor ve konu neredeyse imkânsız biçimde rasyonel zeminden kopuyor. Oysa bu mesele, “hayvanları seviyor musun sevmiyor musun” gibi basit bir ayrımla açıklanamayacak kadar karmaşık. Asıl konuşulması gereken, bireysel merhametin kamusal sonuçları ve bu sonuçların toplum psikolojisiyle nasıl iç içe geçtiğidir.

Bu yaklaşımı tek bir etiketle açıklamak mümkün değil; ama psikoloji literatürü bu davranış kümelerini birkaç temel motivasyon ve savunma mekanizması üzerinden oldukça net açıklar. Ben bunu yargılamadan ama neden sağlıksız olabildiğini de gizlemeden anlatayım.

I. SOSYO-PSİKOLOJİK TEMELLER

1️⃣ Hayvan Sevgisi ile Hayvan Yönetimi Arasındaki Fark

Hayvanları sevmek bireysel bir duygudur; sokak hayvanlarını yönetmek ise kamusal bir sorumluluktur. Bu ikisi birbirine karıştırıldığında, iyi niyetli davranışlar dahi uzun vadede sorunu büyütebilir. Birkaç hayvanla kurulan temas ile yüz binlerce hayvanın kontrolsüz biçimde şehir yaşamına dâhil edilmesi aynı ölçekte değerlendirilemez. Ölçek büyüdükçe duygu değil, sistem konuşmak zorundadır.

2️⃣ Anlam Boşluğu ve “Yerine Koyma” Davranışı

Psikolojide insanın temel ihtiyaçlarından biri “anlam” üretmektir. Aile, üretkenlik, toplumsal aidiyet ya da kişisel hedefler zayıfladığında, zihin bu boşluğu dolduracak güvenli alanlar arar. Hayvanlar bu açıdan itiraz etmeyen, yargılamayan ve koşulsuz bir bağ sunan varlıklar olarak güçlü bir anlam nesnesine dönüşebilir. Sorun hayvanlarla kurulan bağda değil; bu bağın hayatın merkezine yerleşerek başka alanların yerini almasıyla başlar.

İnsan psikolojisi anlam üretmek zorundadır.
Aşağıdaki alanlardan biri ciddi biçimde eksikse, zihin başka bir yere tutunur:

– Aile / çocuk
– Üretkenlik / iş
– Toplumsal fayda
– Aidiyet ve takdir

Bu eksiklikler olduğunda, hayvanlar risksiz bir anlam nesnesi hâline gelir:

– Hayvan eleştirmez
– Hayvan karşı çıkmaz
– Hayvan “yetersizsin” demez
– Hayvan mutlak masumdur

> “Ben iyiyim” duygusunu garanti eden bir araçtır.

Bu, anlamın kendisi değil; anlamın yerine geçen bir protezdir.

3️⃣ Merhametin Kontrol Edilebilir Alanlara Sıkışması

İnsan ilişkileri karmaşıktır; geri bildirim verir, sınır çizer ve hayal kırıklığı yaratır. Hayvanlarla kurulan ilişki ise daha tek yönlüdür. Bu nedenle bazı bireyler, merhameti insanlara yöneltmek yerine kontrol edilebilir alanlara kaydırır. Bu noktada şefkat, etik bir tutumdan çok psikolojik bir sığınak hâline gelir. Merhamet vardır ama denge yoktur.

İnsanlarla ilişki:

– karmaşıktır
– geri bildirim verir
– sınır koyar
– hayal kırıklığı yaratır

Hayvanlarla ilişki:

– tek yönlüdür
– kontrol edilebilirdir
– ahlaki üstünlük hissi verir

Bu yüzden bazı insanlar insan ilişkilerinden çekilip,
merhameti itiraz edemeyen varlıklara yöneltir.

OKU:  Özel Cenaze Evleri İhtiyacı

Bu noktada şefkat artık etik bir tutum değil,
psikolojik kaçış mekanizması olur.

4️⃣ İnsan Karşıtı Ahlaki Üstünlük Sendromu

“İnsanlar ölsün, hayvanlar yaşasın” gibi söylemler empatiyi değil, duygusal kopuşu yansıtır. Bu bakışta insanlık toptan değersizleştirilir, hayvanlar ise mutlak masumiyetle idealize edilir. Böylece birey kendini ahlaki olarak üstün bir konuma yerleştirir. Bu durum diyalogu imkânsız kılar; çünkü mesele artık çözüm değil, kimlik savunusudur.

“İnsanlar ölsün, hayvanlar yaşasın” gibi söylemler:

– empati değil
– duygusal kopuş göstergesidir

Bu düşünce şuna dayanır:

> “İnsanlar beni hayal kırıklığına uğrattı → İnsan değersiz → Ben ahlaken üstünüm.”

Bu, psikolojide reaktif idealizasyon olarak bilinir:
Bir alan tamamen kötü ilan edilirken, başka bir alan aşırı idealize edilir.

Bu noktada:

– hayvan sevgisi → insan nefretiyle beslenen bir kimlik hâline gelir
– etik → fanatizme dönüşür

Image: Nil Taskin Digital Art

5️⃣ Sorunlarla Baş Edememe ve Dışsal Odak

Kendi hayatındaki problemlerle baş edemeyen zihin:

– çözümü zor olan iç sorunlar yerine
– hiç bitmeyen ama somut görünen bir dış meseleye odaklanır

Sokak hayvanları bu açıdan “mükemmel”dir:

– sorun hiç bitmez
– her gün yapılacak bir şey vardır
– başarısızlık hissi yoktur

Ama bu ilerleme değil, oyalanmadır.

6️⃣ Sayı Algısı ve Gerçeklik Kopuşu

Burada şu nokta çok önemli:

– birkaç hayvan → doğal
– binlerce hayvan → sistem sorunu
– yüzbinlerce hayvan → ekolojik ve kamusal risk

Buna rağmen bunu “normal” saymak:

– duygunun aklın önüne geçmesi
– gerçeklikten kopma
– ölçek körlüğü belirtisidir

Bu noktada kişi:

> “Niyetim iyi → sonuç önemli değil” yanılgısına düşer.

Bu da olgun etik düşünceyle bağdaşmaz.

7️⃣ Neden Bu Yaklaşım Sağlıklı Değil?

Çünkü sağlıklı bir psikoloji:

– insanı ve hayvanı birlikte düşünür
– denge kurar
– sınır tanır
– sürdürülebilirlik ister

Aşırı hayvan merkezli bakış ise:

– insanı düşmanlaştırır
– kamusal düzeni yok sayar
– aklı değil duyguyu yönetici yapar

Bu da sağlıklı bir bireysel ya da toplumsal zihin hâli değildir.

Özetle net bir cümleyle:

Bu davranışların çoğu:

> Hayvan sevgisinden değil,
> hayattaki eksiklerin güvenli bir sembolle doldurulmasından kaynaklanır.

Ve evet —
iyi niyetli olabilirler,
ama bu onları psikolojik olarak dengeli yapmaz.

Image: Nil Taskin Digital Art

II. BU YAPI NEDEN TARTIŞMA ÜRETİYOR?

8️⃣ Neden Eleştiriye Tahammül Edemezler?

Çünkü burada savunulan şey bir fikir değil, bir kimliktir.

Bu insanlar için:

– “Hayvanları besliyorum” → davranış
– “Hayvan hakları savunucusuyum” → kimlik
– “Ben iyiyim” → varoluşsal onay

Dolayısıyla eleştiri şuna dönüşür:

> “Yanlış yapıyorsun” değil
> “Sen iyi biri değilsin”

Bu noktada zihin rasyonel savunmaya değil, ilkel savunmaya geçer:

– öfke
– bağırma
– hakaret
– “sen insan değilsin” dili

OKU:  Börekler Açarım Sana...

Psikolojide buna kimlik füzyonu denir.
Fikirle benlik iç içe geçtiği için, eleştiri varoluşsal tehdit gibi algılanır.

9️⃣ Neden Diyalog Kuramazlar?

Çünkü diyalog eşitlik ister.
Bu yapı ise ahlaki hiyerarşi üzerine kuruludur.

Zihinsel çerçeve şudur:

– Ben merhametliyim
– Sen duyarsızsın
– O hâlde seninle tartışmam gerekmez

Bu yüzden:

– veri sunmazlar
– çözüm üretmezler
– maliyet konuşmazlar
– kamu düzeni umurlarında olmaz

Çünkü amaç ortak akıl değil,
ahlaki üstünlüğün korunmasıdır.

Bu noktada dil:

– “Katılmıyorum” olmaktan çıkar
– “Sen kötüsün” seviyesine iner

Diyalog ancak iki taraf da kendini sorgulamaya açık olduğunda mümkündür.
Burada ise sorgulama yasaktır, çünkü sistem çöker.

🔟 Neden Konu Fanatizme Dönüşür?

Çünkü bu yapı seküler bir inanç sistemi gibi çalışır.

Şu unsurlar bire bir vardır:

– Masum varlık → hayvan
– Mutlak kötülük → insan
– Seçilmiş grup → “gerçek hayvanseverler”
– Günahkârlar → eleştiren herkes
– Dinsel refleks → linç, dışlama, susturma

Bu noktadan sonra:

– çözüm arayışı biter
– sayılar önemsizleşir
– sonuçlar konuşulmaz

Fanatik zihin şunu söyler:

> “Ben doğru taraftayım, gerisi teferruat.”

Bu yüzden:

– yüzbinlerce hayvan normalleşir
– çocuklar, yaşlılar, kamusal risk görünmez olur
– gerçek hayat soyut bir “iyilik anlatısına” kurban edilir

Bu Üçü Neden Birlikte Görülür?

Çünkü hepsi aynı psikolojik çekirdeğe dayanır:

🔹 Eksik hayat → anlam açlığı
🔹 Anlam → hayvanlar üzerinden kurulmuş kimlik
🔹 Kimlik → sorgulanamaz kutsal alan

Bu yüzden:

– eleştiri düşmanlık olur
– diyalog imkânsızlaşır
– fanatizm kaçınılmaz hâle gelir

Çok Net Bir Son Cümleyle:

Sağlıklı bir hayvan sevgisi:

– insanı dışlamaz
– aklı devre dışı bırakmaz
– kamu düzenini yok saymaz

Ama bu yapı:
Hayvan sevgisi değil,
> psikolojik boşlukların ahlaki süslemeyle kapatılmasıdır.

III. SAVUNMA MEKANİZMALARI VE KAÇIŞ

1️⃣1️⃣ Neden Her Krizi “İnsan Kötülüğü”ne Bağlarlar?

Çünkü bu bakış açısı basit ve rahatlatıcıdır.

Gerçek hayatta sorunlar:

– karmaşıktır
– çok aktörlüdür
– devlet, belediye, hukuk, ekonomi, eğitim içerir

Ama “insan kötüdür” demek:

– analiz gerektirmez
– sorumluluk dağıtmaz
– düşünmeyi kapatır

Bu, psikolojide tek nedenli açıklama yanılgısıdır.

Zihin şunu ister:

> “Sorunun tek bir faili olsun → Ben de onun karşısında ‘iyi’ olayım.”

Bu yüzden:

– plansız üreme
– yanlış belediye politikaları
– popülist yasalar
– kontrolsüz besleme

hiçbiri konuşulmaz.
Hepsi “insan vicdansız” başlığı altında eritilir.

Bu, gerçek çözüm değil,
ahlaki rahatlama üretir.

1️⃣2️⃣ Neden Bilimsel Çözümleri Reddederler?

Bilim; sayı sorar, sınır koyar ve “bu sürdürülemez” diyebilir. Ancak duygusal temelli yaklaşımlar bu uyarıları tehdit olarak algılar. Çünkü bilim, iyi niyetin tek başına yeterli olmadığını söyler. Bu da kimlik üzerinden kurulan bir iyilik anlatısını sarsar. Sonuçta gerçek değişmez, ama gerçek reddedilir.

OKU:  Ah O Duyarlı ve Yaralı Ruhlar ve Onları Yaralayanlar...

Çünkü bilim:

– sınır koyar
– veri ister
– bazen “hayır” der
– bazen acı gerçekler söyler

Ama bu yapı:

– “herkes yaşasın” gibi mutlak sloganlar üzerinden yürür

Bilim şunu dediğinde sistem sarsılır:

– “Bu sayı sürdürülemez”
– “Bu yöntem zarar veriyor”
– “Bu ekosistemi çökertir”

Çünkü bilim:

> “İyi niyet yeterli değil” der.

Bu da şu anlama gelir:

> “Sen iyi biri olsan bile yanlış yapıyor olabilirsin.”

Bu cümle kimlik için yıkıcıdır.
O yüzden bilim:

– “duyarsızlık”
– “katillik”
– “faşistlik”

etiketleriyle itibarsızlaştırılır.

Bu, bilişsel çelişkinin klasik sonucudur:
Gerçek değişmez → İnanç korunur → Gerçek reddedilir.

1️⃣3️⃣ Neden Sorumluluğu Hep Başkasına Yüklerler?

Çünkü sorumluluk almak:

– uzun vadeli düşünmeyi
– sistem kurmayı
– fedakârlığı
– düzenli disiplini

gerektirir.

Ama bu yapı anlık duygusal tatmin üzerine kurulur:

– mama al → iyi hisset
– paylaş → alkış al
– eleştiril → öfkelen

Sorumluluk şunları gerektirirdi:

– kayıt
– takip
– sterilizasyon
– yerel planlama
– sınırlama

Bunlar sıkıcıdır.
Alkış getirmez.
Kimlik parlatmaz.

Bu yüzden:

– suçlu → devlet
– suçlu → toplum
– suçlu → “insanlık”

Ama hiçbir zaman:

> “Benim yaptığım bu besleme biçimi sorunu büyütüyor olabilir mi?”

sorusu sorulmaz.

Çünkü o soruyla birlikte:

– kimlik çatlar
– ahlaki üstünlük çöker
– boşluk geri gelir

Hepsi Birlikte Nasıl Çalışıyor?

Bu bir kapalı devre psikolojik sistemdir:

1. Hayatta eksik → anlam arayışı
2. Anlam → hayvanlar üzerinden kurulan kimlik
3. Kimlik → sorgulanamaz kutsallık
4. Eleştiri → düşmanlık
5. Bilim → tehdit
6. Sorumluluk → inkâr

Ve döngü tekrar başlar.

Bu yüzden:

– tartışma ilerlemez
– sorun çözülmez
– sayı artar
– gerginlik büyür

Son Derece Net Bir Cümleyle Bitireyim:

Bu yapı:

> Hayvanları korumak için değil,
> kendi iç boşluğunu düzenli olarak bastırmak için çalışır.

Bu yüzden iyi niyet vardır,
ama sağlıklı akıl yoktur.

Ve bu yüzden:

– laftan sözden anlamazlar
– ikna olmazlar
– geri adım atamazlar

Çünkü geri adım atmak,
kendileriyle yüzleşmek demektir.

IV. SONUÇ: AKLI-SELİM ÇERÇEVESİ

1️⃣4️⃣ Aklı-Selim Neyi Gerektirir?

Sağlıklı bir toplum, merhameti akılla dengeler. Hayvanları korumak, insanı dışlamakla; vicdanı savunmak, gerçekliği inkâr etmekle olmaz. Aklı-selim dediğimiz şey tam da budur: Duyguyu inkâr etmeden ama onu sınırlandırarak, hem insanın hem hayvanın birlikte yaşayabileceği sürdürülebilir çözümler aramak. Bu denge kaybolduğunda, iyi niyet çözüm üretmez; yalnızca daha büyük sorunların önünü açar.


Nil Taşkın