Marriage Story: Evlilik ve Boşanmaya Gerçekçiye Yakın Bir Bakış

Marriage Story: Evlilik ve Boşanmaya Gerçekçiye Yakın Bir Bakış

Image: Scarlett Johansson ve Adam Driver

Scarlett Johansson ve Adam Driver’ın baş rollerini oynadığı Noah Baumbach’ın yönettiği 2019 yapımı drama Marriage Story’i ben biraz geç izledim. Bir evliliğin anatomisinin anlatıldığı filmin kopardığı gürültüyü anlayamasam da, konuya gerçekçi yaklaşmışlar diyebilirim.

Boşanmaya karar veren çift, evlilik terapistine gitmeye karar veriyor. Terapide diğerinde en sevdiği yanları yazması isteniyor. Bir çocukları olduğu için terapiye gitme kararı almaları anlaşılır görünüyor. Aksi durumlarda, yani taraflardan biri diğerine sevgisini yitirdiğinde ve ayrılmak istediklerinde bu tür terapi ve benzeri çabaların bir sonuç vermeyeceği açık çünkü. – IMDB

Charlie, Nicole için “Nicole hakkında sevdiğim şey: O harika bir dansçı, çocuğuyla oynayan bir anne – gerçekten oynuyor, harika hediyeler veriyor. Rekabetçi. Beni ne zaman zorlayacağını ve ne zaman yalnız bırakacağını biliyor” diyor.

Nicole ise, “Charlie babalık içgüdülerinin tadını çıkarıyor. Bundan ne kadar hoşlandığı neredeyse sinir bozucu. Filmlerde kolayca ağlar. Çok rekabetçi. Ne istediği konusunda çok net. Harika giyinir ve asla utandırıcı görünmüyor, ki bu bir erkek için zor. Ruh halimi anlıyor ve beni zorlamıyor. Nadiren mağlup oluyor, ben de hep öyle hissediyorum” diyor.

Çiftin oğlu Henry ise (Azhy Robertson), ebeveynlerinin zorlu bir velayet savaşına girişmesini izliyor.

Filmde ayrıca başarılı oyunculuklarıyla Laura Dern, Ray Liotta, Alan Alda, Merritt Wever ve Julie Hagerty’yi de izliyoruz.

Önce Nicole’ün, Charlie’nin emaillerini okuduğunu konuştukları sahneden söz edeyim. Bu benim de yaşadığım bir olay. Charlie, bunu nasıl yaptın, bu yasak diyip dururken, Nicole, Charlie’ye doğal olarak kendisini aldattığını ve aldattığı kadınla yazışmalarını okuduğunu söylüyor öfkeli ve hayal kırıklığına uğramış şekilde. Charlie ise “nasıl okuduğunu” merak ediyor bu arada, Nicole de söylüyor.

Evet, ben de 20 yıl önce, boşanma aşamasında evde ortak kullandığımız ama iki ayrı girişi ve bir tarafın yani ex-eşimin şifre kullandığı bilgisayarda, outlook dosyasını taşıyarak –ki şimdi bunu yapmak pek mümkün olmayabilir, beni aldattığı kadınla yaptığı yazışmaları, emailleri okumuştum. Kötü bir tecrübe, hiç kimsenin yaşamasını dilemem. Bu sahne çok gerçekçi ve güzel bir sahneydi, benden tam puan aldı.

OKU:  Bir Aldatma Vakası...

Henüz gençken ve tutkulu aşıkken, eşinizin size sevgisinin ve ilgisinin azaldığını an, bunu net görüyor ve yaşıyorken ama kendisi bunu inkar ediyorken emailleri okumak gibi bir hata yapıyorsunuz.

Şu yaşımda olsaydım, sevginin bittiğini gördüğüm yerde ki ben kendim “bu şekilde sevgisiz ve ilgisiz bir birlikteliği sürdüremeyeceğimi ve ayrılmak istediğimi” dile getirmiştim 6 aylık evliyken. Ama ex-eşim, benim abarttığımı, kendisinin beni sevdiğini vs. söyleyerek ikna yoluna gitmişti. Ben de “evlilik çocuk oyuncağı değil, bir karar vermişim biraz daha deneyeyim” diye düşündüm, ki hataymış cidden. Sevginin olmadığı yerde durmayın, hatta sevgisinin devam edeceğinden emin olmadığınız biriyle evlenmeyin. Evet, bugün severken, yarın sevilmeyebiliyor, bunu biliyoruz hepimiz elbette. Ama evlilik gibi ciddi bir olaya girişip, 6 ay bile olmadan saçmalamaya başlıyorsa taraflardan biri orda ciddi bir hata yapılmış demektir.

* * *

Gelelim kavga sahnesine, bu bir film olduğundan olabilir, çocukları olduğu için olabilir… taraflar çok öfkeli ve kızgın da olsalar hala birbirlerine bir derece bir sevgileri var. Birbirleri hakkında konuşmalarında, birbirlerini anlattıkları yazıda vs. bir duygulanma durumu görüyoruz her ikisinde de.

Oysa, gerçekten taraflardan birinde sevgi bittiğinde karşı tarafa tiksinerek, nefret ederek, küçümseyerek baktığını gayet iyi biliyoruz. Çünkü artık kafasında kendisine yeni ve muhteşem bir hayat yaşatacağına inandığı bir başka kadın/erkek vardır ve şu an yanında duran şahıs tiksinç ve sadece kendi bu muhteşem planlarının önünde maddi manevi bir engel olarak durmaktadır, bu bakış açısındaki eşe göre. Yani bu bir film olduğu için diyelim, bu çift birbirlerinden o kadar nefret etmiyor. Bu kısmı ise çok gerçekçi bulmadım açıkçası. Elbette birbirlerinden nefret etmeden ayrılan çiftler de var, hele de çocuk varsa görüşmeye devam edecekler mecburen ama genelde diğer alternatif söz konusu oluyor.

OKU:  Jane Austen'in Persuasion'ına NetFlix Yorumu

Çocuksuz bir çiftin ayrılığı yine de kolay, ama çocuk için mahkemede savaşmak cidden çok yıkıcı bir durum olmalı. Hayatta en istemediğim şey olduğu için çocuk yapmaktan uzak durdum denebilir bir derece. Eşiniz sizden daha iyi koşullardaysa mahkeme çocuğu ona verecek, ya da size verdi ama görmek istemediğiniz biriyle sürekli muhatap olmak zorunda kalacaksınız. Tutkulu aşkların yoğun yaşandığı 20-30’lu yaşlarda bu katlanması çok çok zor bir durum bazı karakterdeki insanlar için, benim gibi insanlar için yani. Ama, belli bir olgunluğa eriştikten sonra bu konulara da daha sakin ve anlayışlı yaklaşabiliyorsunuz sanıyorum.

Çocuk için mahkemeye gitmeden pes etsen, çocuk diyecek “annem benim için hiç savaşmamış”, çocuk babada kalsa, hiç istemediğin bir kadın tarafından büyütülecek. Sen kendi genlerine uzaktan bakacaksın. Bunlar çok çok saçma geliyor bana. Ama hayatı da zorlaştırmamak gerekiyor sanırım. İnsanların hepsi bu konulara benim kadar duyarlı olsa dünyada insan popülasyonunda azalma olurdu. O nedenle insanlar evliliklerin biteceğini, çocuğu tek başına yetiştireceklerini ya da çocuğu karşı tarafa bırakmak zorunda kalacaklarını bile bile evleniyorlar ve çocuk yapıyorlar. İşin doğrusu çocuk yapılacaksa boşanılmasın taraftarıyım ama yine de insanların bu konulara rahat yaklaşımını da anlıyorum.

* * *

Nicole, evliyken işinde yeterince başarılı hissetmiyor, yükselemiyor, gelişemiyor, sıçrama yapamıyor ama eşinden ayrılıp New York‘dan, annesinin yanına Los Angeles‘a taşındığında ise ödül alacak kadar işinde başarı sağlıyor. Gerçekçi bir bakış açısı mı? Evet, bazı evlilikler için gerçekçi. Bazı kocalar eşlerini aralıksız “yeteneksizlikle, beceriksizlikle, başaramayacağını söylemekle” ezmeye, küçültmeye, öz güvenini yerle bir etmeye çalışıyor. Bir iki yıllık bir evlilikte bile insanın etkilenmemesi söz konusu değilken, bir de bu tür bir eviliğin daha uzun sürdüğünü düşünün. Kendinize güveniniz kırılmış, çalışma, daha iyi işler yama arzunuz körelmiş olabilir. Filmin bu bölümü de gerçekçi kısaca.

OKU:  Eşiniz İçin Hayatınızı Riske Eder misiniz?

Adam Driver, öyle çok sevdiğim bir oyuncu değil ama rolünün hakkını vermiş bu filmde, Scarlett Johansson ise gayet iyiydi. Evlilik ve boşanma konusunda bir şey izlemek istiyorsanız 2 saati aşkın bu filmi izleyebilir, konu hakkında gerçekçi bir fikir sahibi olabilirsiniz.

Nil Taşkın